MENÜ ☰
Ahmet Şimşek Koleji
Kartal Gazetesi » Dünyadan, Flaş, Genel, Magazin, Manşet, Politika, Toplum » Ali Atıf Bir, “Mahsun ve Özcan bile kendisini yeniledi, CHP hala Arabesk
Ali Atıf Bir, “Mahsun ve Özcan bile kendisini yeniledi, CHP hala Arabesk


ALİ ATIF BİR: CHP HÂLÂ ARABESK
İletişim Bilimci Ali Atıf Bir, Hülya Okur’a konuştu… İşte röportajdan bazı çarpıcı başlıklar: “Algı operasyonun malı olmak istemiyorum…Hükümet-Cemaat geriliminin bitmesini arzu ediyorum… Türkiye’de otoriter rejim yok… Kimse beni bir taraf yapamaz… Müslüman, Müslüman’ı anlamıyor… Eğitim sistemimiz S.O.S veriyor… Cemaatler yanlış anlaşılıyor… Yeni Türkiye bir konsept”
HÜLYA OKUR:

 

“Ağzından dökülen sözcükler ışıldıyordu sanki…Aktıkça çağlayan, çağladıkça parlayan bir şelalenin güzel dokunuşlarıydı ruhuma değen…Belki’lerden kurtulmak, Keşke’leri anmamak ve Ama’ları atlamak için onun sihrine ihtiyacım vardı…Karmaşaya son veren üfleyişinden yakaladığım tek kelime, ‘bilgi’ oldu…Artık onun ‘Bir’liğine inandığım gibi inanıyorum güzel şeyler olacağına…Bence siz de yakalamaya bakın bir yerinden Ali Atıf Bir’i…”

“BANA KONUŞMA DİYE PARA VERİYORLARDI”

Babası Kaymakam ve İçişleri Bakanlığında görev almış bir çocuk. 6 Ekim doğumlu…terazi…Gerisini siz getirseniz…

O kadara eskiye gidemiyorum…Yaramazdım galiba ve hep farklıydım, insanların ilgilenmediği şeylerle ilgileniyordum, insanları çok güldürüyordum, sürekli taklit yapardım, çok konuşuyordum, bana konuşma diye para veriyorlardı, bir de toplantılarda çıkıp komiklikler yapıyordum.

“BENDE MİRAS VE ALTIN SPERM ETKİSİ YOK”

Bir anneler günü mesajınıza “Başta kendi eşim ve annem olmak üzere, bizleri tüm saçmalıklarımıza rağmen seven tüm annelerin…”diye başlamıştınız. En büyük saçmalığınız çok konuşmak mıydı?

Babam Kaymakamdı, 4.sınıfta Ankara’ya geldim, Ankara’dan sonra da 1 yıl amcamlarla yalnız yaşadım, onlar Adana’ya gittiler, sonra Kurtuluş Lisesinde ortaokul ve liseyi okudum, 17 yaşından sonra da evden çıktım ve bir daha da eve dönmedim, aile ile iletişim bayramlarda özel günlerde ziyaretlerine gitme şeklinde devam etti, bütün hayatımı kendim kurdum. Bizde miras ve altın sperm etkisi yok.

“BEN REKLAM BİLİM ADAMIYIM”

“İSTESEYDİM CEO POZİSYONU ALABİLİRDİM”

WPP’nin patronu Martin Sorell: “Tabii ki bir reklamcılık görüşüm var. Ama iş yaratıcı süreçlere müdahale edersem bu öldürücü olabilir. Ben kendimi iş adamı olarak görüyorum.” demişti…Siz kendinizi ne olarak görüyorsunuz?

Martin Sorell dediğiniz kişi finansçı ve muhasebeci. Çok da reklamcı değil. Ben reklamcı değilim, reklam bilim adamıyım. Aslında iletişim bilimciyim, pazarlama iletişim alanında çalışıyorum, kendimi de hep akademisyen görüyorum. Köşe yazarlığı benim akademisyenliğimin türevi. Danışmanlık yapıyorum, o akademisyenliğimin türevi. Asıl oyuncu olmak istiyordum. Oyunculuk hobim olarak kaldı, Sinan Çetin’in teşvikiyle yaptım, stand up yapmak isterim ama hiç vaktim yok. Ama bana en keyif veren iş, 24 yaşından beri akademisyenlik. O yüzden de çok fırsatım oldu, medyaya da geçmedim, şu anda istediğim CEO pozisyonu da alabilirdim ama ben akademisyen kalmayı, onun çevresinde kendi bilim dalımın periferisinde olan şeyleri yapmayı yeğledim.

“MEDYANIN ÇEKİM GÜCÜ YERLERİ DEĞİŞTİ”

“ASİSTANKEN BİLE BİR MARKETİN DANIŞMANLIĞINI YAPIYORDUM”

Öyle kaldığınız halde sanıyorum itenler, vuranlar oldu….Zira Hıncal Uluç yazmıştı: “Ali Atıf Hocayı fevkalade severim.. ‘Adamı seyahatte tanı’ derdi, rahmetli peder.. Hocamı seyahatlerde tanıdım.. Harika bir yoldaş.. Tam kafadar bir keyif ve neşe adamı.. Hayat dolu.. Köşesinin tiryakisiyim.. Televizyon programlarında da müthiş bana sorarsanız.. Şimdilerde gelen itiyor, giden vuruyor.. Oysa işte bakın.. Hürriyet yerini hâlâ dolduramadı.. Kolay değil.. Ali Atıflar tarlada yetişmiyor ki?..”  Tarlada olmasa da nerede yetiştirdiniz kendinizi? 

Çok severim Hıncal’ı…O söyledikleri çok doğru. Çok konuşkan olmakla birlikte çok içine dönük biriyimdir aslında. Çok iş odaklıyımdır. Ekşi sözlükte birinci madde “Ukala”dır ama benimle tanışıp bir yolculuk yaparsanız göründüğüm gibi olmadığımı görürsünüz. Akademisyen arkadaşlarım bile “Vay bu adam neymiş” derler, kendimle övünmem, anadoluluktan geliyor olabilir bu. Evde öyle değilim. Eşim, “Senin şu danışmanlık ücretin neyse ödeyeyim de, benle de konuş” diyor. Çünkü eve gidince kitap okuyorum, çalışıyorum vs. Hürriyette yazmak başka bir şey. Medyanın çekim gücü yerleri değişti. Güzel bir yazıydı, iyi güzel yazdırmışım kendimle ilgili. Ben lisan eğitim işletmedir, daha sonra iletişime geçtim ama Türkiye’deki iletişim eğitimi ne yazık ki iyi bir iletişim eğitimi değil, ne öğrendiysem Amerika’da öğrendim, Amerika’da yüksek lisans yaptım ve de Amerika’da iyi araştırma yapmayı ve iyi araştırmacı olmayı öğrendim, o araştırma bilgisi, her şeyi çok kolay öğrenmemi sağladı. Asistanken bile bir marketin danışmanlığını yapıyordum. Uygulama ile akademik bilgiyi birlikte götüren, yaptığım işlerin sonuçlarını test eden bir ortamda oldum. Bir de bir şeyi yüzeysel öğrenmeyi sevmem, bir şeyi öğreneceksem derinliğine, dibine kadar gidiyorum. O dibine kadar gitme de bana kendine güven kazandırıyor. Ve o kendine güven de o konuda konuşma hakkını kendimde görmemi sağlıyor. Bildiğim konuda çok konuşurum, bilmediğim konuda konuşmam.

“İNSANLAR BİRİLERİNİN YAZDIĞI ŞEYLE DALGA GEÇEREK VAR OLMAYI SEVİYORLAR”

Hakkınızda eleştiri yazıları da vardı, “Ali Atıf Bir kendince cesur bir kalemdir. Ama gala ile prömiyer arasındaki farkı bilmeden tiyatro eleştirisi yazabilir” deniyordu. 

Onlar saçma sapan. Yüzüklerin efendisi ile ilgili yazıları söylüyorsun. O dönemde twitter ve facebook yoktu. Şuanda da bazıları “Şunu bilmiyorsun, -de’yi ayrı yazıyorsun” diyor. Yurtdışında da var ama Türkiye’de insanlar birilerinin yazdığı şeyle dalga geçerek var olmayı seviyorlar. Sosyal medyadan sonra bu fazlalaştı.

“GÖRÜNMEYENİ YAZMAK ÇOK HOŞUMA GİDİYOR”

Bir Ali Atıf Bir retoriği: “Benzerliklere odaklanın. Bakın o zaman her şey ne kadar berraklaşacak!” Benzerleriniz yok gibi…Sizi kendinden menkul yapan nedir?

Bu yazı olayı bir yolculuk. Önce kendini buluyorsun zaten. Ben çok farklı şekillerde yazabildiğimi görüyorum. Ama en çok tatmin eden bilgi veren yazı. Bu şimdilerde okunurluğu düşürüyor olabilir ama bu benim tercihim. Yoksa ben Hürriyet’te Cuma yazısı da, gala yazısı da yazdım. Kitap alıntıları ile analiz yapmak, görünmeyeni yazmak benim daha çok hoşuma gidiyor.

“BUGÜN TV’DE DEVAM ETMEK İSTİYORUM”

CNN Türk’te reklam programıyla başladığınız televizyon yolculuğunda nerelere geldiniz. İstediğiniz yerde misiniz?

Televizyonda CNN’de başladım, reklam programına. Doğan gurubundan ayrılınca program bitti. 13 program türkü programı yaptım, 4-5 program Seray Sever’le “Başka yerde yok” programı yaptım Cıne5’te. Sonra kanaltürk’te yaptım, Bugün tv’de devam ettirdim. Bugün tv’de devam etmek istiyorum aslında. Bakalım zaman neyi gösterecek? Başka yerde de yapmak istemiyorum.

“AGB DOSYALARINI KİMSE SORGULAMIYOR”

Reytinglerle aranız iyi miydi bilmiyorum ama reyting hala sizinle birlikte düşünülen bir mevhum. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından yürütülen reyting soruşturması kapsamında sizin bilginize başvurulmuştu. Reytingler de, müzik piyasasındaki albümler gibi kaybolmaya yüz mü tuttu?

Hükümet, bir oluşum ile arasındaki çatışmadan söz ediyor. Reytinglerle ilgili operasyon da bu oluşumun birlikte yaptıkları bir operasyondu. AGB yok edildi, sanki orada sorunlar yokmuş gibi RTÜK’e yeni şeyler getirildi. AGB’nin hataları da vardı ama o dosya ne oldu, kimse onu sorgulamıyor. Şu anda belirli bir gurubun hakimiyetinde reyting devam ediyor çünkü herkes konuşmaya korkuyor, o yüzden sorun yokmuş gibi görünüyor ama çok sorunlu bir alan. Kurucu anketlerin kimin yaptığı sorunlu, kimse ağzını açamıyor vs.

“KİMSE BENİ BİR TARAF YAPAMAZ”

“AYDIN DOĞAN, BİZİM GURUPTAN AYRILIPTA BİZE ÇAKMAYAN TEK ADAMSIN, DEDİ” 

Geçirdiği bir ameliyat sonrası “evimin bahar kokusuyla dolmasını sağlayan” diye tarif ettiği çiçekler gönderdiğiniz Ahmet Hakan’a bugün ne tür göndermelerde bulunuyorsunuz, Ertuğrul Özkök ile de benzeri çatışmalar söz konusu…Bu sizin geçmişinizle sorunlu olduğunuzu mu gösteriyor?

Hiç kimseyle bir problemim yok. Çünkü bir tarafım yok. Ben bir bilim adamıydım. Kimse beni bir tarafı yapamaz. Ben buyum. Nasıl Orhan Pamuk’un yoksa….Tabi ki görüşümüz var. Ben Turkish Time’da da yazıyorum. Ama sonuçta insanlar kendi kafalarındaki yaftalamayı bize mal edemezler. Ahmet Hakan ve Ertuğrul Özkök de çok sevdiğim insanlar. Medeniyet gereği yüz yüze geldiğimiz zaman konuşuruz. Aydın Doğan bile bana şunu söylemiştir: “Bizim guruptan ayrılıp da bize çakmayan tek adam sensin” İş ahlakı gereği insan yemek yediği tabağı pislememeli, ve özel bilgi alanlarında elde ettiği şeyleri dışarı vurmamalı. Bu tartışmaları daha önce yaşadık, insanları ocusun, bucusun diye baskı altına almamak gerekiyor, siz gençsiniz, biz de güncel gençliğiz ama daha sonra bizi daha iyi anlayacaksınız.

“KASETİN İÇİNDEKİ BELGE BENİM İÇİN ÖNEMLİ BİR ŞEY DEĞİLDİR” 

“ALGI OPERASYONUNUN MALI OLMAK İSTEMİYORUM”

Hükmet- cemaat gerilimi için“Bu yaşıma kadar öğrendiğim en önemli deneyimlerden biri şudur: Karı-koca, ağabey/ abla kardeş, ana/baba-çocuk arasında kavga varsa uzak dur, araya girme, öznel yorum yapma!” demişsiniz. Bu konuda yazmamaya gösterdiğiniz bir özen var galiba? 

Ben Ergenekon ile ilgili de hiç yazı yazmadım. Yazmam ki. Bilmediğim konularda yazmıyorum. Kimsenin de malzemesi olmak istemiyorum. Kendimi birinin kullanımına da sunmak istemiyorum. Benim dışımda bir yığın şey oluyor. Gerçekten bilmiyorum. 1980’de darbe olmuştu. Ben de 18 yaşında idim. 83, 84’te ben asistanım, o zaman Genelkurmay’dan albaylar gelir, bize tehlikeleri anlatırlardı, o zaman Türkiye için böyle bir tehlike olduğunu anlardık. Dolaşırdı darbe hükümetinin adamları. Bir tehlike varsa anlatın, belge verin diye herkes için söylüyorum. Kasetin içindeki belge benim için önemli bir şey değildir. Ben hakim değilim, yargıç değilim, ne bileyim. Bunu iki taraf için de söylüyorum. Ergenekon’u da bilmiyorum. Gazetecilerin %99’u da bilmedikleri konuda konuşuyorlar. Bilmediğimiz için bize lütfen kanıt verin, bize lütfen bunları anlatın dememiz gerekiyor. Herkes “Algı operasyonu” diye bir şeyden bahsediyor, algı operasyonunun malı olmak istemiyorum, başkasınınki olmak istiyorum, aldığım veriye inanmıyorum, o yüzden tam emin olduğum şeyleri yazmak istiyorum, onları yazıyorum.

“SALDIRI-SAVUNMANIN BİR TARAFI NEDEN OLAYIM?”

İletişim sizin uzmanlık alanınız.  Erdoğan’ın iletişim yolunu “Erdoğan ve kurmaylarının aslına bakarsınız doğrudan saldırıya geçip de birilerine yıkmaya çalıştıkları yok. Sürekli savunmadalar. Ancak savunmaya geçtikleri anda ellerindeki iktidar iletişim ve istihbarat aygıtlarıyla propaganda oyununu çok iyi kurgulayıp “yıkıcı” olabiliyorlar. Hele de düşman belli ise…” diye anlattınız.

Bu önemli bir tespit. Ak Parti ve kurmayları 2002’den beri kendi işlerini yapıyorlar. Kendi işlerini yaparken aslında, bir programları var, hükümet olarak bir şeyler yapıyorlar ve bunu da “Hükümeti ele geçirmek için” planlı bir şekilde yapmıyorlar, bir fikri var ve karşıdan bir operasyon olduğu zaman hemen kendilerini korumaya alıyorlar. Böyle olunca da onlardan daha iyi oynuyorlar bu oyunu. Ve sonra öbürü çakmaya çalışıyor. Böyle olunca da bulamaç içerisinde katman katman saldırı-savunma, saldırı-savunma… Ben bunun neresinden tutuyum da bir taraf olayım, niye olayım ya da?

“CEMAATİN NİYE SİYASİ YORUMLAR YAPTIĞINI İYİ ANLATMAK GEREKİYOR”

“MEDYADA MUTLAK ÖZGÜRLÜK DİYE BİR ŞEY YOK”

“BEN BİLİM PARTİSİNİN TARAFIYIM”

Erdoğan’ın İletişim hatalarını iyi yakalıyorsunuz. Fethullah Gülen’in de iletişim hataları var mı?

Onu da yazdım. Bir açıklama yapılıyor, bu açıklamalar da siyasi. Şunu söylüyorum: “Niye bir cemaat bu kadar siyasi açıklamalar yapar?” bunu iyi anlatmak gerekiyor. Niye bu siyasi açıklamaların yapıldığının ve sürekli bir sözcü olarak konuşulduğunun altının iyi doldurulması gerekiyor. Bu doldurulmazsa o zaman sorguluyor, niye böyle bir şey yapılıyor diye. Bunu yazdım. İsim olarak geçmiyorsa, Hürriyet Gazetesinde çalışırken de, doğrudan Aydın Doğan’ın ismini geçirerek bir şey yazamazsın, burada da onu yazamazsın. Kimse medyada “mutlak özgürlük var” diye bir şey konuşmasın. Mutlak özgürlük diye bir şey yok. Sonuçta bir patron var her yerde ve patronun duyarlılıkları ve hassasiyetleri var ve sen bu hassasiyetler çerçevesinde sen işini yapmaya çalışıyorsun ve dengeleri kurmaya çalışıyorsun. Zaten öyle bir sorunun varsa, giydirir gidersin. Beni Türkiye Cumhuriyeti ilgilendiriyor, insanların mutluluğu ilgilendiriyor, cehaleti yenmek ilgilendiriyor, dersen ki neyin tarafındasın, bilim partisinin tarafındayım. İnsanlara din ile bilimin ayrıldığını, dinin saygı duyulması gereken bir şey olduğunu, bilimin de Türkiye’yi kurtaracak şey olduğunu anlatmak istiyorum.

“BENİ IRAK KÜRT’Ü İLGİLENDİRMİYOR”

“ÇOCUĞUNU KÜRTÇE EĞİTMEK İSTEYENE BİR DURMAK GEREKİYOR!”

Bunu “İnsanlık istiyorum” diye de yazmıştınız.  MHP ve BDP’nin tek başına iktidarından ise Allah bırakın Türkiye’yi, dünyayı korusun. Beni ne Türkçü’nün ne de Kürtçü’nün yönetmesini istiyorum. Ben insanlık istiyorum, insanlık, demiştiniz. Barış süreci insanlığın bir parçası mı? 

Barış süreci dediğinde, 84’ten beri devam eden silahla yapılan bir savaş var. O yıllarda Kürtlerle Marksistler anlaşmışlardı ve darbe olduktan sonra Kürt ayağı dağa çıktı. Sonuçta buradaki Kürdistan gerçeğini, Türkiye’nin dışında iyi bilmemiz gerekiyor. Burada da bilmediğimiz şeyler var. O yüzden çekinerek yaklaşıyorum bazı şeylere. Kürt, Türk hiç fark etmiyor, biz Türkiyeliyiz, ne Kürt Türk’e üstün, ne Türk Kürt’e. Beni Irak Kürt’ü, Azeri Kürt’ü ilgilendirmiyor, tabi ki yakınıdır, akrabasıdır ama beni Türkiye sınırları içinde, ulus devleti içindeki “Türkiyeliyim diyen vatandaşlar” ilgilendiriyor. Bu mantık içerisinde eğer bölünmeden olacaksa…İnsanlar eziklik hissediyorlarsa, ki ben öyle bir şey hissetmedim, ayrımcılık nedir bilmem, varsa bunun giderilmesi gerekiyor, kendini ikinci sınıf vatandaş hissediyorsa bunun da giderilmesi gerekiyor, çocuğumu Kürtçe eğitmek istiyorum diyorsa orada bir durmak gerekiyor! Türkçe bilerek olabilir. Kendi sınırlarımı biliyorum. Farklılıklarımıza değil, benzerliklerimize odaklanalım. Ve odaklanma içinde insanların en sorunu varsa çözelim ama bunu silahla çözmeyelim.

“MAHSUN VE ÖZCAN BİLE KENDİSİNİ YENİLEDİ CHP HALA ARABESK”

“MÜSLÜMAN MÜSLÜMAN’I ANLAMIYOR”

Türkiyeliyim ben dediniz de…. Seçim sonuçlarını değerlendirirken “Eski Türkiye yenildi” dediniz. Yeni Türkiye ile ilgili umudunuz var mı?

Bütün seçim sonuçlarını 1 ay önceden bildiğimi de atlamayalım. Eski Türkiye yenildi derken, CHP’den bahsediyorumdur. Mahsun Kırmızıgül ve Özcan Deniz bile kendini, imajını yeniledi ama CHP yenileyemedi. Mahsun arabeskçi değil miydi, şimdi öyle algılıyor musun? Hepsi karizma oldu ama CHP hala arabeskçi. Şimdi türban konusunda saçma tartışmalar yapıyorlar. Hala kafalarında şeriat korkusu var. 30 yıldır bir türlü gelemedi şeriat. Hıristiyan daha iyi anlıyor Türkiye’deki Müslümanları. Müslüman Müslüman’ı anlamıyor. Kardeşim adam böyle yaşamak istiyor Müslümanlığını. Bunları kim gettolaştırdı, tek tip hayatı kim başlattı ona bakmak lazım. Bütün erosmus öğrencileri ….rosbik demek başka bir anormalite. Ama normal olan evrensel kuralları Eski Türkiye anlamıyor, o yüzden de yeniliyor. Yurtdışına gidip, “Aa ne güzel insanlar bir arada yaşıyor” deyip, Türkiye’ye gelince, “Bunlar burada olmasınlar” diyorlar, bu eski Türkiye işte.

“ESKİ TÜRKİYE BASKI ALTINA ALINMAK İSTENİYOR”

“YENİ TÜRKİYE BİR KONSEPT, BİR SİYASAL DİL”

“KAFAYI SADECE DİNE TAKARSANIZ OLMAZ”

Eski Türkiye yenildiğinde, yeni Türkiye mi kazanmış oluyor?

Lütfen dille oynamayalım. Eski Türkiye, yeni Türkiye nedir, Osmanlı İmparatorluğu nedir, Osmanlı yıkılınca oradaki insanları yok etmedik, birileri oradan geldi. Ak Partiye oy veren %52, karşısında da %48 var diyelim, bu seçimde buna diğerleri de ona oy vermek istemişler. Ama bir gurup var ki, demokrasinin değerlerini anlamadığını düşünüyorum. Eskinin vesayet kanunlarını kullanarak, eski Türkiye baskı altına alınmak isteniyor ve onlara hakaret ediliyor, bu da doğru bir şey değil. Yeni Türkiye bir konsept, bir siyasal dil, bunun olabilmesi yine bilimsel akılla mümkün. Din çok önemli, dindarlaşma birinin şekillendirebileceği bir şey değil, ama eğer bilime pirim vermezseniz, bilimsel akla pirim vermezseniz, kafayı sadece dine takarsanız olmaz. Teknoloji bilimle kazanılıyor, savaşlar bilimle kazanılıyor, markalar böyle çıkıyor, inovasyon bilimle oluyor.  Ama bunu çevreleyen toplumda tabi ki dinin üzerinden konuşmak gerekiyor ama bir gün ayağımızdan o da kalkınca ne olacak çok merak ediyorum.

“CHP’NİN HEDEF KİTLESİ İLE YAPTIĞI SİYASET ARASINDA ‘GAP’ VAR”

CHP’ye bu konuda sürekli öneriler veriyorsunuz, din unsurlarını öne çıkartırsan çakma Ak Parti olmaktan öteye gidemezsin, diyorsunuz. CHP,  başarıyı Ak Parti’nin genlerinde aramakta haksız mı?

CHP’de hiçbir şey yok. Şu anda hala Ak Parti karşıtları bir kesim var ve MHP’ye oy vermeyecekler, onlar CHP’ye oy veriyor, umutlarını keserlerse CHP olduğu gibi aşağı iner ve barajı geçemez. Çünkü CHP’nin hedef kitlesi ile CHP’nin yaptığı siyaset arasında bir Gap var, açık, aralık var. Onları tatmin etmiyor. Aslında CHP, MHP gibi %25’i geçemeyen bir parti durumuna geldi, bir şey de olmuyor.

Din üzerinde durduk, türban da önemli bir unsuru…

Siyasal İslam bunu kullandı, iki tarafta siyasi malzeme yaptı bunu ve türban üzerinden özgürlükler konuşuluyor. CHP konuşmayınca elinde silah kalmıyor. İnsanlar isteyerek kapatıyorsa, “Zorla kapatıyorsunuz” demenin alemi yok.

“TÜRBAN DEDİĞİNİZ ŞEY, AİLE”

“AİLEDE TÜRBAN YASAĞI YOK”

Türban sorununu AK Parti çözdü diye büyük harflerle yazmıştınız:“Hepimiz nasıl çözdüğünü, nasıl ısrarla işin üzerine gittiğini, atmosfer yarattığını, CHP’ye kaçacak alan bırakmadığını biliyoruz.” da demiştiniz. Peki tam çözüldü derken yeni bir tartışmaya dönüştü, ilkokul düzeyine indirildi.

İlkokul değil, lise. Türban dediğiniz şey, aile. Bir devlet aileye ne kadar karışır, aile bir çocuğun başını kapatabiliyorsa, o zaman bunu okula almamak nasıl bir şeydir?

Ha 18 yaşından küçük evlenemiyor, kanunen yasak, aile de bunu yapamıyor. Türban yasağı yok ailede. Türkiye’de türbanlı aileyi kısıtlayan bir şey yok. Peki sen ailede kısıtlamadığın bir şeyi, devlet olarak okulda nasıl kısıtlıyorsun? Okulu kısıtladığın zaman aileyi de kısıtlıyorsun, işte eski Türkiye bunu anlayamıyor. Hala 1400 yıllık metni anlayamıyor. Facebook’u anlıyor, twitter’ı anlıyor, 1400 yıldır böylesine kutsal bir kitapta, kimi adam öldürüyor, kimi de sevgi muhabbetleri yapıyor, dünyanın güzel toplumunu yaratmaya çalışıyor, bağışlar yapıyor, zekatlar veriyor. Önce şunu bir incele. Yok onu almam, fetustan mı bağlayacaksınız….Bunlar komik geliyor bana o yüzden susuyorum.

“TÜRBAN BİLDİRİSİNİN ALTINA İMZA ATTIM”

“AİLENİN İZİN VERDİĞİ ŞEYİ BEN YASAKLAYAMAM”

“EĞİTİM SİSTEMİMİZ S.O.S VERİYOR”

Türban konusunda “Atatürk’ün koltuğu” retoriği ile “Eşi türbanlı biri cumhurbaşkanı olamaz” diyenlere karşı epeyce bir yazı yazdınız. Orta eğitim seviyesine inen başörtüsüne karşı çıkanlara da aynı karşıtlığı sunacak mısınız?

Ben üniversitede türban bildirisinin altına imza koyan birkaç öğretim üyesinden biriyim ki ben öğrenciyi hep sınıfa aldım, ailenin izin verdiği şeyi ben yasaklayamam çünkü. Kutsal kitabı mı, öğrenmelerini mi yasaklayacağım. O zaman öğretin. Din dersinde öğretin. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çok ciddi destek verdim ve Atatürk’ün makamıdır, oturamaz diyenlere karşı yan aldım. Şu anda orta eğitim ile ilgili bir yazı yazmadım, yönetmeliğin çıkmasını bekliyorum, ortaokula indirmek, ilkokula indirmek, liseye indirmek başka bir şey. Bütün eğitim sistemi ile ilgili sorun var. Eğitim sistemimiz S.O.S veriyor. Bunun imam hatip olması da, kolej olması da bir şey değiştirmiyor. Mantık öğretmiyoruz. Eğer ortaokulda, lisede insanlara mantık öğretmiyorsanız, eğer felsefe öğretmiyorsanız yanlış yoldasınız. Din dersinin zorunlu olmasına karşıyım. Biz de zorunlu okumadık. Zorunlu din dersi fizik, matematik gibi bir şey değildir, tercihe bırakılmalıdır. Eğer din dersini, din kültürü dersine dönüştürür ve Müslümanlık harici dinlere de yer verirseniz anlarım, o zaman insan her şeyi öğrenir. Ailenin ötesinde bir şey yok. Aile dindar ise, çocuğuna o kültürü aşılıyor. Aileyi yasaklayamıyoruz. Din dersi veriliyorsa, mantık, felsefe ve istatistik de verilmeli.

“CHP İKTİDARINDA BİR KEREDEN FAZLA YURTDIŞINA ÇIKMA YASAĞI VARDI”

“GEZİCİLER TEK DEĞİLDİ”

Gezi olaylarında bir kez daha gördük ki bir kısım medya ile sosyal demokratların ortak propagandası, yani CHP Türkiye’yi yine baskıcı, tek tip, fabrika tipi insan yetiştirme düzenine götürebilir, dediniz. Fabrika ayarlarına dönmek, Gezici gençleri rahatlatır mı?

Alkol yasağının son nokta olarak gelmesi, ucube tartışmalarından sonra, “Yeter artık bu baskıcı rejime” diyerek insanlar 3 gün sokağa çıktılar, ama onların arkasına marjinaller çıkartılarak başka bir şeye dönüştürüldü. Hükümetsen ve bir muhalifin varsa, sonuçlarına da katlanacaksın ama hiçbir zaman şiddetten yana olmamak gerekiyor. Can gitti, mal gitti ama gördük ki bazıları çıkıp Türkiye’yi eski dönemlerine götürebiliyorlar. Unutmayınız ki, CHP iktidara geldiğinde Türkiye’de bir kereden fazla yurt dışına çıkma yasağı vardı, siz hatırlamazsınız, o yüzden çok korkuyoruz. Tek gezici yoktu, birden fazla gezici vardı, beni ilgilendiren de özgürlük vaatleriyle gelen kısmıydı, Türkiye’yi normalleştirmek istiyordu ama normalleştirirken kimin normalini sorusunu sormak lazım artık.

“DAVA=TÜRKİYE’Yİ DÖNÜŞTÜRME MODELİDİR”

Anlık tepki konusunda Erdoğan ile Davutoğlu kıyasına gitmiştiniz. Davutoğlu anlık tepkiler konusunda sizden geçer not aldığına göre bu işi başarıyla götürür diyebilir miyiz?

Sonuçta siyasi bir hareket. Bu siyasi hareketin iletişim ayağının başarısız olduğunu kimse söyleyemez. Bunu da dava olarak nitelendiriyorlar. Dava=Türkiye’yi dönüştürme modelidir. Zaten siyasi partilerde bir dava ile gelirler, programla gelirler. Davutoğlu’nun programı da 62.hükümet olarak yayınlanmış durumda. Türkiye’de seçilmiş bir cumhurbaşkanı var. Ve Anasaya’daki Cumhurbaşkanlığının tarafsızlık ilkesine de halel getirmeyecek şekilde devam ettiriyorlarsa, kim buna bir şey diyebilir? Sonuçta Erdoğan anlaşabileceği bir Başbakan ile yürütüyor meseleyi, ama göreceğiz ne olduğunu, sonuçta ben siyasetçi değilim.

“ALGİDA VE ERDOĞAN TEŞEKKÜR ETTİ”

Bir algida bir de Erdoğan 2002’den bu yana lider diyerek mizahi bir tespitte bulundunuz. Sizce liderliği daha ne kadar elinde tutar?

Algida arayıp teşekkür etti. Yeni Türkiye logosuyla ilgili arama toplantılarına katıldığım için Erdoğan da teşekkür etti. Tarafsız olmak çok güzel bir şey, herkese tavsiye ediyorum.

“CEMAATLER YANLIŞ ANLAŞILIYOR”

Müslüman’ın para ile imtihanı başlıklı bir yazınız vardı…İsmailağa Tarikati’ne akan 200 milyon doları okumuşsunuzdur. Diğer cemaat ve tarikatlara “din kardeşliği” uğruna akan paraları bilmemek için zır cahil olmak lazım…şeklinde bir tespitiniz de…Hizmet hareketinin para ile ilişkisi hakkında bir fikriniz var mı?

Müslüman’ın para ile imtihanı, Topbaş’ın kitabından yola çıkan bir yazı ve sonuçta Müslüman’ın çok büyük hırsları olmaması ve kazandığını da paylaşması gerekiyor, faizsiz kazanç nedeniyle de ticaretten para kazanması, faizli hayattan para kazanmaması gerekiyor. Cemaate para toplamanın ne sakıncası olabilir ki, vakıflar cemaatlere para toplayamaz diye bir kanun çıkartılır, onlar da toplayamazlar, eğer aleyhte çalışıyorlarsa. Cemaatler yanlış anlaşılıyor. Cemaatin İngilizcesi cemiyet vardır, onların dernekten farkları yok, vizyon, misyon etrafında toplanmış insanlar topluluğu. Bunun din temelli olması gerekiyor ama bunun içine hepsi Türkiye tarihine bakarsanız, politikacıların işbirliği içinde olduklarını, feodal yapılar nasıl ağalar, beyler sokuyorlarsa, onların da milletvekili soktuklarını, hatta tarikatler ve cemaatler olmadan onların olamayacağını gösteriyor, bunlar sosyolojik yapılar bunları yok edemezsiniz ki. Ha bunların parasal kaynaklarını devlet izliyordur. Müslüman’ın para ile imtihanı konusunda, muhafazakar, demokrat insanlar görüyoruz, normalde baktığında onların bu kadar para kazanmamaları gerekiyor, yatlarda matlarda gezmemeleri gerekiyor. Nasıl hesaplaşıyorlar, psikolojik süreçler var, ego dediğiniz ve ego savunması dediğiniz şeyler devreye giriyor.

“HÜKÜMET- CEMAAT GERİLİMİN NEDENİNİ BİLMİYORUZ”

“HÜKÜMET- CEMAAT GERİLİMİN BİTMESİNİ CANI GÖNÜLDEN DİLİYORUM”

 “Ben bir iletişimci olarak bu gerilimin stratejik olarak niye devam ettirildiğini anlamaya çalışıyorum” demiştiniz. Cemaat-Hükümet gerilimi biter mi? 

Bilmiyorum. Bu gerilimin nedenini bilmiyoruz. Ama çok zarar veriyor, bürokrasi durdu Türkiye’de. O öyle bu böyle. Herkes bir şeyin adamı olmakla suçlanıyor. Bitmesini canı gönülden diliyorum, ama biter mi bilmiyorum. İnşallah biter.

Bayrampaşa Çevikkuvvette 40 gün “Ah bir polis olsam” dizisinin çekimlerinde bulundunuz. Polislerin operasyon hadiselerini nasıl izlediniz?

İzliyorum sadece. Suçsuz insanların bir gün bile eziyet çekmesi çok kötü bir şey. Bir odaya bir saat birini kapatalım. Bir saat ifade vermeye gidin, o kadar kötü bir şey ki. İnşallah böyle bir Türkiye’den kurtuluruz.

“TÜRKİYE’DE OTORİTER REJİMDEN SÖZ EDEMEYİZ”

Howard ve Roessler’in demokrasi içindeki 5 rejim çalışmasını incelediğinizde, 1) Liberal demokrasiler 2) Seçim demokrasileri 3) Rekabetçi otoriterlik demokrasileri 4) Hegomonik otoriterlik 5) Kapalı otoriterlik arasında Türkiye’ye en uygun olanının rekabetçi otoriterlik olduğunu söylediniz. Gerçekten rekabet ortamı var mı Türkiye’de?

Var. Şuradan kaynaklanıyor. 80 Anayasasının izin verdiği kurallar var. 13 yıldır İktidar var. Eski vesayet sistemi Anayasasını kullanarak çok güzel bir şekilde kendini iktidarda tutacak hareketleri yapıyor ve bunların hepsi yasal. Burası otoriter kısmı. Ama niye sen böylesin diyemezsin ki adama, yasal çünkü yaptığı her şey. Değişsin istiyoruz. Öbür tarafta muhalefetin elini kim tutuyor, Genel Başkanına mı karışıyorlar, devletten para yardımı alıyor, seçimini yapıyor, para veriyor reklamını yapıyor, yeni parti kurmak serbest, demek ki rekabetçi. Bunları (RTÜK kanunu, seçim kanunu) Bunları kullanarak bir taraf baskılıyor, diğer taraf savaşıyor. Dolayısıyla Türkiye için hiçbir zaman diğer ülkelerdeki gibi faşist, otoriter rejimden söz edemezsiniz. Türkler siyasal iletişimle, propagandayı karıştırıyor.

“BATI TOPLUMLARI BİZDEN DAHA DİNDAR”

Diğer ülkeler deyince…Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da artan toplumsal gerilimler  hakkındaki yorumunuz, “Keşke taşınmak mümkün olsa” şeklindeydi. İŞID fezlekesi için ne diyorsunuz? 

Ama keşke taşınmak mümkün olsa. Ben dış politikada uzman değilim. Sadece şunu söyleyebilirim. İslamiyet çok güzel bir din ve Kuran’ın dışında bir Kılavuzunun olmaması gerekiyor. Doğru anlatılması gerekiyor. Ve de kesinlikle dine kafayı takmadan bunları yapmamız gerekiyor. Din önemliyse ki, dinsize de hak tanıyacak bir toplumu ancak bilimle yüceltebiliriz. Bugün batı toplumları Hıristiyan…Onları bu hale getiren şey kafayı dine takmayı bırakıp bilimle uğraşmaları. Ama Amerikan, Batı toplumlarının çoğu bizden daha dindarlar. Biz kafayı dine takıyoruz, dindarlıkla alakası yok. Siyasal İslam konusunu iyi düşünmemiz gerekiyor ve bizim siyasal bilim konusuna kafa yormamız gerekiyor.

“İŞİ PARASI OLANA DEĞİL, EHLİNE VERMEK GEREKİYOR”

Türkiye’de son yılda yaşadığımız “hızlı büyüme ve sermayenin ‘yönetimde’ ehil olmayanların elinde toplanmasının bedelini sadece bir şirkete, bir insana ödetmek” haksızlık değil midir? diye sormuştunuz. Hızlı büyüme aslında Türkiye için kötü bir şey mi?

Çok hızlı büyüme var, aynı zamanda sermayenin el değiştirdiği söyleniyor, ve bunu yaparken de ihaleler, özelleştirmeler konusunda parası olana değil ehline vermek çok önemli. Bir sürücü sadece bizden diye, sürücü yapalım demeyeceksin, adamın kaza yapacağı belli, o zaman ona vermeyeceksin, sadece  benden diye kötü sürücüye değil, o sürücü senden olup, iyiyse verebilirsin.

Türkçeye duyarlılık yandex 3 google 1 başlıklı bir yazınız vardı. Türkçe’deki dil ve kültür farklılıkları Rus arama motoru devi için çok önemli bir meydan okuma. Teknolojide Türkiye geriden gelmeye devam mı ediyor?

Teknolojiyi belirleyen dili de belirler. Bu bilimsel ortamda teknolojide ileri geçemeyiz. Teknoloji, bilimin karşılığıdır, bilimde iyi olmazsan teknolojide de iyi olamazsın.

“REKLAM YARATICILIĞIMIZ ÇOK SINIRLI”

Reklamcılığın geleceği üzerine 2004 yılında bir yazı yazmıştınız. Reklam ajanslarında işlerin tıkırında gitmediğini söylemiştiniz. Bugün reklam formatları akla mı, zekaya mı, bilgiye mi, tüketiciye mi hitap ediyor?

Türkiye’deki reklam yaratıcılığımız çok sınırlı. Bu da hedef kitledeki eğitim seviyesinden ve demek istemeleri(mecazları) anlamamaktan kaynaklanıyor. O yüzden çok ince reklamlar yapamıyorsun Türkiye’de, daha kaba, eğlenceli reklamlar yapıyorsun.

“FUTBOLDAKİ SORUN YABANCI OYUNCULARLA İLGİLİ”

“TERİM İSTİFA ETMELİ”

Abdullah Avcı dönemiyle ilgili yazdıklarınıza baktığımızda Terim’in istifası gerçekten elzemmiş gibi görünüyor. Arsenal sonrası Gs’ye baktığınızda bu işe Prandelli ile olmaz mı yoksa sorunun kaynağı başka yerde mi aranmalı?

Terim takımla iletişimini kaybetti. Ama Türkiye’nin sorunu, yabancı oyuncularla ilgili, alttan oyuncu gelmiyor ve de teknik direktörler de yanlış tercihlerde bulunuyorlar, oyuncu kayırıyorlar, kendi oyuncularını alıyorlar, ruhunu kaybettirdiler takıma ve bu yüzden de oyunu okuyamıyorlar, eldeki malzemeye göre oyunu iyi okumak gerekiyor. Bu yüzden Fatih Terim’in de bir an önce istifa etmesi gerekiyor.

Etiketler: , , , , ,
📆 08 Ekim 2014 Çarşamba 10:57   ·   💬 0 yorum   ·   ⎙ Yazdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DKA Eğitim
Teknik Yapı 44. Yıl

İSTANBUL'DA HAVA

İSTANBUL
YENİ SAYI
Kartal Haber Gazetesi

YAZARLAR

RÖPORTAJLAR

ANKET

Kartal Belediyesi Başarılı mı?


  • Başarısız
    51% (842 oy)

  • Başarılı
    34% (566 oy)

  • Yetersiz
    15% (241 oy)
Toplam Katılım: 1.649
Yükleniyor ... Yükleniyor ...

PUAN DURUMU - SÜPER LİG

# Takım O G B M A Y Av. P Eleme veya küme düşme
1 Fenerbahçe 1 1 0 0 5 0 +5 3 2020-21 UEFA Şampiyonlar Ligi grup aşaması
2 Sivasspor 1 1 0 0 3 0 +3 3 2020-21 UEFA Şampiyonlar Ligi ikinci eleme turu
3 Yeni Malatyaspor 1 1 0 0 3 0 +3 3 2020-21 UEFA Avrupa Ligi üçüncü eleme turu
4 Denizlispor 1 1 0 0 2 0 +2 3 2020-21 UEFA Avrupa Ligi ikinci eleme turu
5 Alanyaspor 1 1 0 0 1 0 +1 3
6 Antalyaspor 1 1 0 0 1 0 +1 3
7 Çaykur Rizespor 1 1 0 0 1 0 +1 3
8 Kasımpaşa 1 0 1 0 1 1 0 1
9 Trabzonspor 1 0 1 0 1 1 0 1
10 Konyaspor 1 0 1 0 0 0 0 1
11 MKE Ankaragücü 1 0 1 0 0 0 0 1
12 Gençlerbirliği 1 0 0 1 0 1 -1 0
13 Göztepe 1 0 0 1 0 1 -1 0
14 Kayserispor 1 0 0 1 0 1 -1 0
15 Galatasaray 1 0 0 1 0 2 -2 0
16 Beşiktaş 1 0 0 1 0 3 -3 0 2020-21 1.Lig
17 Başakşehir 1 0 0 1 0 3 -3 0
18 Gazişehir Gaziantep 1 0 0 1 0 5 -5 0

BAĞLANTILAR