Türkiye–ABD hattında F-35 ve S-400 başlığı yeniden gündemde. Aralık ayına gelinirken taraflardan gelen mesajlar “çözüm” söylemi ile yasal gerçekler arasındaki mesafeyi bir kez daha ortaya koyuyor. Washington’da takvim daralırken, beklentiler ne kadar gerçekçi?
F-35 ve S-400 meselesi aylardır aynı soruyu sorduruyor: Gerçek bir çözüm mü konuşuluyor, yoksa sadece temenni mi dillendiriliyor? Aralık ayına girilmişken taraflardan gelen açıklamalar, sürecin sanıldığı kadar net bir zeminde ilerlemediğini gösteriyor.
Yaz aylarında ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın verdiği mesajlar oldukça umut vericiydi. İzmir’de verdiği röportajda, hem F-35 hem de S-400 başlığında yıl sonuna kadar ilerleme sağlanacağını söylemişti. O günlerde hava sıcaktı, söylemler de öyleydi.
Ancak aradan geçen aylarda ortada kamuoyuna yansıyan somut bir yol haritası oluşmadı. Ne Kongre ayağında netleşmiş bir destek vardı ne de tarafların uzlaştığı bir formül.
Bu hafta Büyükelçi Barrack’ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama ise tabloyu daha net çizdi. ABD yasalarına atıfla, Türkiye’nin F-35 programına dönebilmesi için S-400 sistemini kullanmaması ve elinde bulundurmaması gerektiğini vurguladı. Mesaj açıktı: Yasal engel hâlâ yerinde duruyor.
Bu noktada akla şu soru geliyor: Haziran ayında dile getirilen iyimser senaryo, o gün de bilinen bu yasal şartları görmezden mi geliyordu?

Aslında mesele aylardır aynı yerde duruyor. F-35 konusu ABD’de yasa ile bağlanmış durumda ve bu yasayı aşacak bir Kongre iradesi henüz görünmüyor. Üstelik takvim de Türkiye açısından avantajlı değil.
Yaklaşan ara seçimler nedeniyle ABD siyasetinde dengeler hızla sertleşiyor. Kongre üyeleri için dış politika başlıkları, özellikle de Türkiye ve İsrail gibi hassas dosyalar, seçim öncesi daha da riskli hale geliyor.
Washington tarafı S-400’ler konusunda tek bir seçeneği dillendiriyor: Sistemin tamamen devre dışı bırakılması ve Türkiye’nin elinden çıkması. Ancak Ankara’nın bu konuda net bir karar vermediği, seçenekleri değerlendirmeye devam ettiği kulislerde konuşuluyor.
Bu belirsizlik sürdükçe F-35 başlığında ilerleme ihtimali de zayıflıyor.
Diplomaside umut vermek elbette yanlış değil. Ancak beklentiler, sahadaki yasal ve siyasi gerçeklerle desteklenmediğinde hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor. “Yıl sonuna kadar çözülür” ifadesi, belki de en başından beri “inşallah” temennisini barındırıyordu.
Önümüzdeki yıl Washington’da siyasi atmosferin daha da sertleşeceği düşünülürse, F-35 dosyasının yakın vadede kapanması her geçen gün daha zor görünüyor.
Kaynak: Haber Merkezi