TÜKETİCİYİ TÜCCAR GÖREN ANLAYIŞTAN VAZGEÇİN!
Tüketiciyi Koruma Derneği TÜKODER tarafından yapılan açıklamaya göre: “ Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren konut aboneleri için yıllık elektrik tüketim sınırını 4.000 kilovatsaatten (kWh) 3.000 kilovatsaate düşürme kararı almıştır.
2025 yılında 5.000 kWh olan sınırın iki yılda yüzde 40 azaltılması, yaklaşık 6,5 milyon konut abonesinin piyasa koşullarına bağlı, daha yüksek ve değişken elektrik faturalarıyla karşı karşıya kalması riskini doğurmaktadır.

Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) tespitlerine göre, dört kişilik bir ailenin asgari elektrik ihtiyacı aylık yaklaşık 230 kWh’dir. Üstelik bu hesaba ısınma, soğutma ve sıcak su ihtiyacı dahil değildir. Yeni düzenlemede belirlenen sınır ise aylık ortalama 250 kWh’ye karşılık gelmektedir.
Soruyoruz: Bir ailenin temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığı elektrik ne zamandan beri lüks tüketim sayılmaktadır?
TÜKETİCİ TÜCCAR DEĞİLDİR, ELEKTRİK TİCARİ KAZANÇ ARACI OLAMAZ!
Yeni düzenlemeyle yıllık 3.000 kWh sınırını aşan konut aboneleri, ticari faaliyetlerin fiyatlandırılmasında da esas alınan piyasa maliyetlerine bağlı bir tarife anlayışıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.
Evinde ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamak için elektrik kullanan yurttaş ile ticari kazanç amacıyla elektrik tüketen işletme aynı anlayışla değerlendirilemez.
Tüketiciyi tüccar gibi gören, temel yaşam ihtiyaçlarını piyasa koşullarına terk eden bu anlayıştan vazgeçilmelidir.
Bu düzenleme yalnızca yüksek tüketimli aboneleri değil; kalabalık aileleri, dar gelirlileri, emeklileri, elektrikle ısınan haneleri ve sağlık nedeniyle elektrikli cihaz kullanmak zorunda olan yurttaşları da etkileyecektir.
Üstelik 2027 yılı tarifesinin belirlenmesinde 2026 yılı tüketiminin esas alınması ve kararın yılın bitimine yalnızca iki ay kala açıklanması, tüketicinin önceden bilgilendirilmesi ve hukuki öngörülebilirlik açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır.
Bugün milyonlarca yurttaş gıda, kira, ulaşım, sağlık ve enerji giderleri arasında tercih yapmak zorunda kalırken, elektrik faturalarına yeni yükler getirilmesi yoksulluğu daha da derinleştirecektir.
Enerji yoksulluğu yalnızca faturayı ödeyememek değildir. Fatura korkusuyla evini ısıtamamak, yazın serinleyememek ve temel ihtiyaçlarından vazgeçmek zorunda kalmaktır.
Elektrik tüketimini azaltmak her zaman tasarruf değildir; kimi zaman yoksulluğun dayattığı zorunlu bir vazgeçiştir.
ELEKTRİK DAĞITIMI KÂR ODAKLI DEĞİL, KAMUSAL HİZMET OLMALIDIR!
Enerjinin verimli kullanılması ve israfın önlenmesi elbette önemlidir. Ancak üretim ve dağıtım maliyetleri, kayıp-kaçaklar, şirketlerin kârları ve piyasa koşulları yeterince sorgulanmadan artan maliyetlerin bütün sorumluluğu tüketiciye yüklenemez.
Elektrik dağıtım hizmetlerinin özel şirketlerin kâr beklentilerine göre yürütülmesi yerine, kamu yararı esas alınarak yeniden kamusal hizmet anlayışıyla düzenlenmesi gerekmektedir.
Elektrik dağıtımında özelleştirme politikalarından vazgeçilmeli, dağıtım hizmetleri doğrudan kamu eliyle yürütülmelidir. Elektrik bir ayrıcalık değil; herkesin eşit, güvenli ve ekonomik koşullarda erişmesi gereken temel bir ihtiyaçtır.
Bu nedenle 86 milyon tüketici adına taleplerimiz;
ELEKTRİK TEMEL HAKTIR, PİYASANIN İNSAFINA BIRAKILAMAZ!
Sosyal devletin görevi, yurttaşları enerji piyasasındaki fiyat dalgalanmalarına karşı korumasız bırakmak değil, herkesin güvenli, kesintisiz ve ekonomik enerjiye erişimini sağlamaktır.
Tüketicinin sofrasından, sağlığından, eğitiminden ve temel ihtiyaçlarından kısarak elektrik faturası ödemek zorunda bırakıldığı bir düzen kabul edilemez!
ELEKTRİK TİCARİ META DEĞİL, TEMEL HAKTIR!
TASARRUFA EVET, ENERJİ YOKSULLUĞUNA HAYIR!