WAM Asset Management İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet İlhan Gülay, küresel markaların Türkiye’ye yönelik yatırım stratejilerinde yaşanan köklü bir değişime dikkat çekiyor. Bir dönemin tek belirleyicisi olan metrekare, kira bedeli ve salt lokasyon gibi fiziksel kriterler, artık yatırım kararı almak için yeterli değil.

Günümüzde markalar; ziyaretçi profilinin niteliğine, sunulan deneyimin kalitesine, çevredeki marka ekosistemine ve mekanın uzun vadede üreteceği değere odaklanıyor. Sephora, Zara ve Lululemon gibi devlerin WAM portföyünde yer alan Meydan İstanbul ve City’s Nişantaşı’nda hayata geçirdikleri ‘flagship’ (amiral gemisi) yatırımlar, sektördeki bu vizyon değişiminin en somut göstergeleri olarak karşımıza çıkıyor.
Mehmet İlhan Gülay, WAM Asset Management’ta İcra Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor. WAM’ın portföyünde City’s Nişantaşı, City’s İstanbul, Meydan İstanbul, JustWork, Gebze Lojistik, Elegance Hotel ve New York IGT gibi projeler bulunuyor. Gülay, bu portföydeki gayrimenkul ve perakende projelerinin global markalar için Türkiye’deki konumlanmasında aktif rol üstleniyor.
Türkiye, moda, beauty, spor ve lifestyle kategorilerinde güçlü talep üreten bir pazar olma özelliğini sürdürüyor. İstanbul, bu talebin merkezinde bölgesel bir perakende üssü rolü oynuyor. Global markalar, Türkiye’de yalnızca satış noktası açmak yerine flagship yatırımlarla marka deneyimini büyütme stratejisine yöneliyor tüketicinin yeni konsept mağazalara gösterdiği hızlı ilgi de bu stratejiyi destekliyor.
Gülay’ın değerlendirmesinin merkezinde şu fikir yer alıyor: global markalar artık yalnızca mağaza açacak alan değil, markanın hikâyesini ve müşteriyle temasını güçlendirecek lokasyonlar arıyor. Bu yaklaşımda ziyaretçi sayısı kadar ziyaretçi niteliği de önem taşıyor. Açık hava, erişim, mimari ve sosyal deneyim faktörleri; mağazanın çevresindeki marka karmasıyla birlikte değerlendiriliyor. Flagship mağazalar da bu nedenle klasik mağaza formatından ayrışıyor.
Sephora’nın Meydan İstanbul’da hayata geçirdiği yeni amiral mağazası, bu vizyonun sahaya yansımış oldukça net bir örneği. Toplam 800 metrekarelik bir alana kurulan ve 400 metrekareyi aşan net satış alanıyla kurgulanan mekân, kozmetik ve güzellik kategorisinde 10 binden fazla ürün seçeneğini tek çatı altında topluyor. Yalnızca açılış gününde bini aşkın kişinin mağazayı ziyaret etmesi ise basit bir merakın ötesinde; markanın Türkiye pazarındaki tüketici nabzını ve yüksek potansiyeli ne denli isabetli okuduğunu kanıtlıyor.
Gülay, Sephora’nın attığı bu adımı yalnızca yerel bir kapasite artırımı değil, uluslararası perakende ekosisteminde dikkate değer bir başarı göstergesi olarak tanımlıyor. Gülay’ın değerlendirmesine göre marka; nitelikli ve üst düzey kozmetik deneyimini (premium beauty) tüketiciye eksiksiz yansıtabilmek adına Meydan İstanbul’u tercih ederek stratejik anlamda en isabetli adresi belirlemiş durumda.
Zara, küresel ölçekte henüz ikinci örneği olan ve Türkiye’de bir ilk niteliği taşıyan yeni nesil ‘flagship’ konseptini Meydan İstanbul’da hayata geçirdi. Toplamda 5 bin metrekarelik devasa bir alana kurulan bu operasyon, aynı zamanda Türkiye sınırları içerisindeki en büyük Zara mağazası unvanını da resmen tescillemiş oluyor..
İlhan Gülay, Meydan İstanbul’un 128 dönümlük alanı ve HUB konumuyla, Inditex Grubu’nun Zara’nın yanı sıra Bershka, Pull&Bear, Stradivarius ve Oysho gibi markalarını da bir araya getirme potansiyeline dikkat çekiyor. Bu, Meydan İstanbul’u yalnızca tekil bir mağaza lokasyonu değil, bir marka ekosistemi haline getiriyor.
Meydan İstanbul’un açık hava ve green-roof yapısı, yüksek ziyaretçi trafiğiyle birleşiyor – merkez yıllık 32 milyon ziyaretçi ağırlıyor. Sephora ve Zara cephesinden peş peşe gelen bu büyük yatırımlar; moda, kozmetik ve yaşam tarzı konseptlerinin tek bir çatı altında nasıl güçlü bir sinerji yaratabileceğini net bir biçimde gözler önüne seriyor. İlhan Gülay’ın perspektifinden bakıldığında Meydan İstanbul, artık klasik bir alışveriş noktası kalıbını çoktan aşmış durumda. Bu alan günümüzde, küresel oyuncuların en yenilikçi mağazacılık vizyonlarını sahnelemek üzere öncelikli olarak tercih ettiği, uluslararası standartlarda bir perakende çekim merkezi olarak konumlanıyor.
Şehrin bir diğer önemli perakende çekim noktası olan City’s Nişantaşı’nda ise Lululemon’un iddialı adımı dikkat çekiyor. Tam 950 metrekarelik geniş bir alana yayılan ve markanın Türkiye’deki en büyük operasyonu olarak kayıtlara geçen bu mağaza, firmanın küresel DNA’sını doğrudan sahaya yansıtıyor. Mekan; standart bir giyim mağazasının sınırlarını aşarak sağlıklı yaşamı (wellness), spor kültürünü ve güçlü bir aidiyet hissi veren topluluk deneyimini merkeze alan bütüncül bir vizyonla tasarlanmış durumda.
City’s Nişantaşı’nın geride bıraktığı 20 yıllık köklü geçmişe özel bir parantez açan Gülay, projenin semtteki üst segment moda ve yaşam tarzı ekosistemiyle nasıl organik bir bütünlük kurduğunun altını çiziyor. Zira Nişantaşı’nın o kendine has dinamik semt kültürü; özellikle Lululemon gibi odak noktasına sağlıklı yaşamı alan küresel markalar nezdinde bölgenin ‘şehir içi yaşam ve çekim merkezi’ olma kimliğini çok daha sağlam bir zemine oturtuyor.
Üst segment markaların yer seçimi stratejilerinde artık sadece mekânın fiziksel sınırları veya metrekare büyüklükleri belirleyici olmuyor; hedeflenen kitle, bölgenin yerleşik dokusu ve orada inşa edilecek marka deneyimi ayrılmaz bir bütün olarak tartıya konuyor. City’s Nişantaşı’nın kentin kalbinde bir yaşam tarzı merkezi olarak konumlanması da bu eğilimin ne kadar güçlendiğinin altını çiziyor.
Ortaya çıkan bu yeni tablo, küresel oyuncuların artık standart alışveriş merkezi yapılarından ziyade, kendi hikayesi ve güçlü bir kültürel bağlamı olan çekim noktalarına rotayı çevirdiğini açıkça kanıtlıyor.
Flagship mağazalar, markaların marka vitrini işlevini üstleniyor. Deneyim, mimari, ürün gamı ve topluluk etkisi bir araya geldiğinde, büyük metrekareli mağazalar marka algısına doğrudan katkı sağlıyor. Global konseptlerin Türkiye’ye taşınması, aynı zamanda mağazanın medya ve PR değeri üretmesini de mümkün kılıyor.
Sephora, Zara ve Lululemon örnekleri, bu dört unsurun aynı anda nasıl bir araya gelebileceğini gösteriyor.
Gülay’ın genel değerlendirmesine göre Türkiye, global markalar için yalnızca bir satış pazarı değil; yeni nesil mağaza konseptlerinin karşılık bulduğu bir deneyim pazarı haline geliyor. Perakendede deneyim, topluluk ve lifestyle etkisinin artması, WAM portföyündeki projelerin de bu dönüşümde merkezi bir konuma yerleşmesini sağlıyor.
WAM Asset Management’ın portföyünde City’s Nişantaşı, City’s İstanbul, Meydan İstanbul, JustWork, Gebze Lojistik, Elegance Hotel ve New York IGT gibi projeler bulunuyor. Şirket, bu portföyle gayrimenkul ve perakende yatırımlarını global marka stratejileriyle buluşturan bir konumlanma izliyor.